31 Ekim 2008 Cuma

DOĞAN

DOĞAN -falco- 1967

Doğan (Falco), Falconidae (doğangiller) familyasından Falco cinsini oluşturan yırtıcı kuş türleri.

Üreme;
Doğanlar yuvalarını genellikle,sarp kayalıkların kenarına nadir olarakta terk edilmiş yuvalara kurarlar. Her kuluçka döneminde dişi kuş, kabuğu kirli beyaz üstüne kızılımsı kahverengi benek ve lekelerle süslü dört ya da beş yumurta bırakır. Kuluçka süresi yaklaşık 28-35 gündür ve yumurtadan çıkan yavrular 35 gün kadar yuvada kalarak ana-babası tarafından beslenir.

Yaşam şekli;
Doğanlar, güçlü kanatlarıyla havayı yararak hızla ve düz bir çizgi boyunca uçarlar. Bazı türler, yerdeki avın üstüne atlamak için uygun zamanı kollarken, kanatlarını hızla çarparak havada daireler çizebilir.

Beslenme;
Avların niteliği, boyutları ve avlanma yöntemi türlere göre değişir; kimisi kendi boyutlarındaki ya da daha küçük kuşları havada avlarken, bir bölümü de tavşan, fare, kertenkele ve böcek gibi hayvanlarla beslenir.

Yazılar için kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fan_(ku%C5%9F)

30 Ekim 2008 Perşembe

II. İNÖNÜ ZAFERİ

2. inönü zaferi '1921-1971'- 1971

İkinci İnönü Savaşı, Mart 1921

Birinci İnönü Muharebesinden mağlup olup geri çekilen Yunan Kolorduları, Türk Kuvvetlerinin kuvvetlenmesine imkan vermeden imhasını sağlamak; Eskişehir ve Afyon stratejik bölgesini ele geçirmek,Sevr Anlaşması hükümlerini zorla Milli Hükümete kabul ettirmek maksadıyla 23 Mart 1921 günü ileri harekata geçen Yunanlılar, Londra Konferansı'na gitmek için hazırlanan Türk temsilcileri daha yoldayken, tüm barış kapılarını kapayıp, biri Afyonkarahisar diğeri Eskişehir istikametinde iki koldan saldırıyı başlattılar.

24 Mart'ta Dumlupınar, 27 Mart'ta da Afyon düştü. Eskişehir yönünde gelişen Yunan saldırısı ise Birinci İnönü Muharebesi'nde takip edilen yoldan ilerlemekteydi. İnönü mevkiindeki çatışmalarda, Yunan ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Buna karşılık Yunan ordusunun güney cephesinde yaptığı taarruz gelişme göstermiş, Afyonu işgal eden Yunan kuvvetleri Çay-Bolvadin hattına kadar ilerlemişlerdi. Ancak Yunan birlikleri İnönü cephesindeki savaşı kaybedince güneyde Afyon şehirden çekilmek durumunda kaldılar.

Sonrasında Güney cephesi Türk birliklerinin 8-12 Nisan günlerinde Aslıhanlardaki Yunan kuvvetlerine karşı yaptıkları taarruzlar sonuç vermemiş, Yunanlılar Dumlupınar mevzilerinki konumlarını sağlamlaştırmışlardır.

İkinci İnönü Muharebelerinden sonra, 3 Nisan 1921'de TMBB kararıyla, Korgeneral Fevzi Paşa'nın rütbesi Orgeneralliğe terfi ettirildi.

Sonuç;

TBMM Hükümeti varlığını bütün Avrupa devletlerine, resmen olmasa da kabul ettirdi; içte ve dışta nüfuz ve saygınlığı yükseldi.
Avrupa ülkelerinde, İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.
Ordu mensuplarında, her bakımdan kendilerine güven arttı.
Bu durum karşısında, Fransızlar Zonguldak’tan, İtalyanlar Güney Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldılar.
Türk ordusunun kazandığı zaferler, İtilaf Devletleri’ni Türkler hakkında yararlı kararlar almaya zorladı.
II.İnönü Muharebesi’nin kazanılmasından, Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir emnunluk duyulmuş ve bu resmen Türk hükümeti’ne bildirilmiştir.

yazılar için kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk-Yunan_Cephesi

20 Ekim 2008 Pazartesi

AMANITA PHALLOIDES

AMANİTA PHALLOİDES

Amanita phalloides, Amanitaceae familyasından zehirli bir mantar türü. Türkiye'deki ölümcül zehirlenmelerin neredeyse % 95 inden sorumlu, son derece zehirli ve tehlikeli bir mantardır. Bu mantara yaz başlarında ve sonbahar aylarında ormanlarda çok sık rastlanır. Mantarın içerdiği amanitin (özellikle, Amanotoxinler'den alfa amanitin) ve phalloidin maddeleri, sindirildikten 8-12 saat sonra ilk belirtilerini gösterir ve 3-4 gün içinde karaciğer-böbrek metabolizmasını yok eder. Zehirine karşı henüz yetkin bir ilaç geliştirilememiştir. Tedavide silibinin dihydrogen disuccinate disodium enjeksiyonu kullanılmaktadır. Bu mantarın bir kişiyi öldürmesi için 20-25 gram tüketilmesi yeterli olmaktadır. Volvariella Volvacea mantarı ile olan benzerliği ölümlerin önemli sebeplerindendir.

Amanita phalloides, 1994 yılı Kasım ayında, İstanbul'da seri zehirlenmelere yol açmış ve 20'den fazla insanın ölmesine neden olmuştur.

yazılar için kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Amanita_phalloides

15 Ekim 2008 Çarşamba

SIĞLA GÜNLÜK AĞACI


SIĞLA GÜNLÜK AĞACI -Liquidambar orientalis

Orjinal Adı: Liquidambar orientalis

Diğer Adları: Akamber, Günnük, Sığla, Sığıla

Acıfındıkgiller familyasındandır. Yeryüzünün Üçüncü (Tersiyer) döneminden, yani yaklaşık 65 milyon yıl öncesinden günümüze kalan Anadolu Günlük ağacı (Liquidambar orientalis) dünyada yalnızca ülkemizde, Muğla ilimizin Marmaris, Milas, Köyceğiz ve Fethiye ilçelerinde yabani olarak yetişmektedir. Aynı cinsten Amerikan Günlük ağacı (L. styracifluea) ile Formoza Günlük ağacı (L. formosana) ülkemizde yetişmez. Anadolu Günlük ağacı 20 m'ye kadar boylanabilen, kışın yapraklarını dökmeyen, çınara benzeyen kalın dallı ve geniş tepeli bir bitki olup ya tek cins ya da diğer ağaçlarla birlikte ormanlar oluşturarak gelişir. Çınarınkine benzeyen ama daha küçük ve daha açık renkli olan yapraklan ince uzun saplı, 3-7 loplu ve bu lopların kenarları keskin dişlidir. Yaz mevsiminde açan çiçekleri yeşilimsi renktedir. Aynı ağaç üzerinde erkek ve dişi eşeyli çiçekleri ayrı gruplar halinde bulunur. Kapsül biçimindeki meyvelerinin içinde 1-2 tane küçük tohumu yer alır. Nemli ve humuslu toprakları seven günlük ağacı, döktüğü tohumlarla çoğalır.

Günlük ağacının odunlaşmıs gövdesi üzerinde balsam kanalları vardır. Her ağaçtan iki ya da üç yılda bir, yaz mevsiminde uzunlamasına yarıklar açılarak ağacın güzel kokulu yağı (balsam) ve kabukları alınır. Bu balsam stirol adlı uçucu yağ, vanilin, rejine, sinnanik asit, stirasin ve storesin adlı maddeleri içerir. Parfümeri endüstrisinde iyi bir koku tespit edicidir (fîksatif). Günlük ya da sığla yağı denilen bu balsam, Türkiye'nin tarımda önemli bir dışsatım ürünüdür. Ayrıca tütüne güzel koku vermek üzere kullanılır. Ağacın balsamı alınmış kabukları buhur adıyla dini törenlerde tütsü olarak yakılır.

Tibbi Etkileri ve Kullanımı Piyasada satılan sarımsı gri renkli, bal gibi koyu kıvamlı, güzel kokulu ve acımsı tatlı günlük ya da sığla yağının tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir:

• İyi bir antiseptiktir. Yaraların temizlenmesinde ve iyileştirilmesinde dıştan uygulanır.

• Ciltte ve saçlı deride de antiseptik ve temizleyici olarak dıştan uygulanır.

• Uyuz ve mantar gibi deri hastalıklarında günlük merhemi ya da yakısı şeklinde uygulanarak, asalak öldürücü ve iyileştirici etkilerinden yararlanılır.

• Mide ve onikiparmakbağırsağı ülserlerinde yara iyileştirici niteliğinden yararlanılır. Bunun için günlük yağı sulandırılıp içine bal ya da şeker katılarak tatlandırılıp içilir.

• Ayrıca günlük yağı balgam söktürücü, nefes darlığını giderici ve bedeni rahatlatıcı etkiler taşır. Bunun için bir önceki maddedeki gibi tatlandırılıp sulandırılarak içilir.

yazılar için kaynak; http://www.bilgikutum.com/gunluk.htm

10 Ekim 2008 Cuma

AHMED KAMİL AKDİK


AHMED KAMİL AKDİK '1862-1941'

29 Kasım 1861'de İstanbul'da doğdu. Babası Tersâne-i Âmire erzak anbarı baş kâtibi Süleyman Efendi'dir. Sibyan Mektebi'nde sonra Fâtih Rüşdiyesi'ni bitirdi.1880'de Dâhiliye Muhâsebesi'ne memur oldu.

Sibyan mektebi sıralarında Süleyman Efendi'den hüsn-i hat öğrenmeye başladı. Daha sonra Sâmî Efendi'ye dört yıl devam ederek 1884'de sülüs-nesih yazılarından icâzet aldı. Yazısının güzelliği sebebiyle vazîfesi 1894'te Dîvân-ı Hümayûn Mühimme Kalemi'ne nakledildi. Burada tuğra, dîvânî ve celî-dîvânîyi Sâmî Efendi'den öğrenerek bir yıl sonra nâmenüvisliğe, Sâmî Efendi'nin emekli olması üzerine, Nişân-ı Hümâyun Kalemi Mümeyyizliği ve hutût-ı mütenevvia hocalığına getirildi. 19l5'te kıdemine, yazıdaki dirâyet ve kudretine binâen, Reîsü'l-Hattiâtîn ünvânı verildi. 1914'te açılan Medresetü'l-Hattâtîn'de sülüs-nesih, 1918'de Galata Saray Sultânîsi' nde rik' a hocalığı da yapan Kâmil Efendi, 1922' de Dîvân-ı Hümâyûn'daki vazifesinden emekli oldu. Bundan sonra san'at hayatını Hattat Mektebi ve 1936'da Güzel San'atlar Akademisi'nde hoca olarak verimli bir şekilde devam ettirdi. 1933 ve 1940'ta iki defa Prens Mehmed Ali Tevfik Paşa'nın daveti üzerine Kahire'ye giden Kâmil Efendi, Menyel Sarayı'nda bulunan câmiin yazılarını ve hat müzesinin yazılarını İbnülemin'le beraber tanzim etti. Burada pek çok celî levha ve sülüs-nesih kıt'alar bıraktı. Ahmed Haşim imzalı yazıları da vardır.

Hâfız Osman üslûbunu benimseyen Kamil Efendi, Dîvân-ı Hümâyûn'da yazdığı yüzlerce berat ve menşurdan başka, bir Mushaf-ı Şerîf, tamamlanmamış mushaflar, cüzler, kıt' a ve hilyeler, levhalar yazmıştır.

Nâdîde eserlerin bulunduğu koleksiyonu Topkapı Sarayı Müzesi'nce satın alınmıştır.

23 Temmuz 1941'de vefat eden Hacı Kamil Efendi Eyüb Gümüşsuyu Mezarlığına defnedildi.

yazılar için kaynak; http://www.hikmet.net/content/view/55603/12/


7 Ekim 2008 Salı

SOKULLU MEHMED PAŞA


SOKULLU MEHMET PAŞA '1506-1579'
Sokollu Mehmed Paşa, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad devirlerinde, Osmanlı'da görev yapan, denizci ve sadrazam.
1506 yılında Bosna’nın Sokoloviç kasabasında dünyaya gelen Sokollu Mehmed Paşa, devşirme çocuklar arasında Edirne'ye getirilmesinin ardından, Türk ve Müslüman kültürü ile yetiştirildi. Saraydan kapıcıbaşı olarak çıkan ve Barbaros Hayreddin Paşa'nın ölümünün ardından, Kaptan-ı Derya ve bir süre sonra da Rumeli Valisi olan Sokollu, ilk önemli başarısına, Tameşvar Kalesi'nin fethi ile ulaştı.

Fethin ardından vezir olan Sokollu, 1561'de Üçüncü Vezir iken, Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu ve Sultan İkinci Selim'in kızı Esmehan Sultan ile evlendi. İkinci Vezir’liği esnasında Semiz Ali Paşa'nın ölümü üzerine, 1564'te sadrazam olan ve bu seneden ölümüne kadar olan dönemde Osmanlı Devleti'nin idaresini elinde tutan Sokollu, Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi olan Zigetvar Kalesi fethini de, padişah öldükten sonra idare etti.

Kanuni Sultan Süleyman'ın yerine, Sultan İkinci Selim'i tahta çıkaran Sokollu Mehmet, II. Selim döneminde de sadrazamlığa devam ederek devlet işlerini idare etti. Don ve Volga ırmakları arasında açmayı düşündüğü kanal projesinin yanı sıra, Süveyş Kanalı'nı da açmayı planlayan Sokollu Mehmed Paşa, bu planını hayata geçirmek için Sudan'ı zaptetti.

Devlet bünyesinde önemli düzenlemelere imza atan Sokollu Mehmed Paşa, 1579 yılında öldürülmesinin ardından, Eyüp'te defnedildi.

yazılar için kaynak: http://www.biyografi.info/kisi/sokollu-mehmed-pasa

3 Ekim 2008 Cuma

OSMAN HAMDİ BEY


OSMAN HAMDİ BEY '1842-1910'
Osman Hamdi Bey, batı terbiyesiyle yetişmiş ancak içinde bulunduğu kültürden uzaklaşmadan bunu yansıtabilmiş döneminin en önemli ressamlarından biridir. Sanat alanında tanınmasının yanında, arkeoloji alanında da birçok çalışmaya katılmış hatta Türkiye sınırları içindeki "İlk Türk Müzesi"nin kurucusu olmuştur. Babası İbrahim Edhem Bey, Osmanlı Devleti'nde eğitim için Avrupa'ya gönderilen ilk dört gençten biriydi. 2. Mahmud zamanında Sakız Adası'nda çıkan bir isyanda esir alınarak İstanbul'a getirilen babası, Kaptan-ı Derya Hüsrev Paşa'ya köle olarak satılmıştı. 1829 yılında Sultan'nın izni ile Avrupa'ya eğitime gönderildi. Türkiye'ye döndükten sonra 1877 yılında Sadrazamlığa yükseldi.

Osman Hamdi Bey, eğitimli bir ailenin çocuğu olarak 1842 yılında İstanbul'da doğdu. İlkokul eğitimini Beşiktaş'da bir okulda alan Osman Hamdi, 1856'da Mekteb-i Maarif-i Adliye'ye devam etti. 1857 yılında 15 yaşında iken hukuk eğitimi alması için babası tarafından Paris'e gönderildi ve burada 12 yıl kaldı. Paris'de iken aralarında ünlü ressam Jean-Leon Gerome'un da bulunduğu atölyelerde çalışma fırsatı buldu. 22 yaşındayken Paris'te tanıştığı Marie adlı bir kızla evlendi ve 10 sene evli kaldılar. Bu evlilikten iki tane kızları olmuştu.

1869 yılında İstanbul'a döndüğünde Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü'ne getirildi. Ardından 1871'de Saray Protokol Müdür Yardımcılığı'na atandı. 1873'de Viyana'da Uluslararası Sergi Komiserliği görevi sırasında ikinci eşi ile evliliğini yaptı.

11 Eylül 1881 tarihinde Müze-i Humayun'da müdürlük görevine atandı. Burada birçok reformlar yaparak batılı anlamda müzeciliği Osmanlıya getirdi.1883 yılında kuruculuğunu üstlendiği Sanayi-i Nefise Mekteb-i Aliye'nin müdürlüğünü yaptı. Yaptığı arkeolojik kazılar ve ülkenin topraklarına ait kültürel değerleri sahiplenme bilinciyle çıkarttığı Asar-ı Atîka Nizamnamesi ile Türk Tarih ve Arkeoloji'sine büyük katkılarda bulundu. Yaptığı kazılar arasında Lagita Tapınağı ve İskender Lahiti de bulunmaktadır. Bu büyük eserlerin sergilenmesi için 1891 yılında "ilk türk müze binası" olan İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni açtı. Babasının Dahiliye Nazırı olmasından faydalanarak vilayetlere gönderilen genelgeler ile, Anadolu'nun her yerinden eserler istanbul'daki müzeye gönderildi.

Müzeciliğinin yanında ressam olarak da önemli eserler verdi. Resimlerinde Paris'de bulunduğu dönem eğitim aldığı Gerome ve Boulanger'in etkileri görülmektedir. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Eserlerinde ayrıca oryantalizm etkileri de görülmetedir. Kadın temasını sıklıkla tekrar etmiştir. En ünlü yapıtları ise Kaplumbağa Terbiyecisi(1906) ve Silah Taciri (1908)'dir. "Kaplumbağa Terbiyecisi" adlı resminde Lale Devri'ne ve Sadabat Eğlencelerine dair ipuçları bulunmaktadır. Resimde ayrıca tek ışık kaynağından gelen ışığın ana öğeler üzerinde yoğunlaşması sonucu gereksiz detaylardan arındırıldığı anlaşılmaktadır. Bir diğer önemli resmin olan "Silah Taciri" nde ise kendisini ve oğlunu resmettiği düşünülmektedir. Resimdeki diğer ana öğeler ise tüfekler, kılıçlar ve başlıklardır.

Osman Hamdi Bey'in resimleri bir anlamda batının oryantalizmine bir bakış açısıdır. Batılı uslubu kullanırken, konu olarak kendi kültürünü seçmiştir.

1884 yılında Gebze, Eskihisar Köyü'ndeki köşke karısı Naibe Hanım, oğlu ve kızını da alarak yerleşti. Aile yakınları başta olmak üzere birçok insanın da portre çalışmalarını bu dönemde yaptı. Bugün bu köşk "Osman Hamdi Bey Müzesi" olarak hizmet vermektedir.

24 Şubat 1910‘da İstanbul, Kuruçeşme'de vefat eden Osman Hamdi Bey'in mezarı Çinili Köşk’te bulunmaktadır.

Önemli Eserleri:

Kahve Ocağı (1879) Haremden (1880) İki Müzisyen Kız (1880) Kuran okuyan Kız (1880) Çarşaflanan Kadınlar (1880) Vazo Yerleştiren Kız (1881) Gebze’den Manzara (1881) Çekik Gözlü Kız-Tevfika (1882) Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II (1890) Feraceli Kadınlar (1904) Pembe Başlıklı Kız (1904) Kaplumbağa Terbiyecisi (1906) Mimozalı Kadın (1906) Şehzade Türbesinde Derviş (1908) Silah Taciri (1908) Beyaz Entarili Kız (1908) Sarı Kurdeleli Kız (1909)

Kaynak : http://www.biyografi.info/kisi/osman-hamdi-bey

SİKLAMEN - CYCLAMEN

SİKLAMEN- CYCLAMEN Myrsinaceae familyasından Cyclamen cinsini oluşturan yaşam alanı orman açıklıkları ve kayalık alanlar olan çok yıllıkyum...